Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Barışın Lordu, Genç Siviller'in Konuğu'nun e-kitap hali için tıklayınız.
Ergenekon Nasıl Çökertilir'in e-kitap hali için tıklayınız.

En Çok Okunanlar

Yağmur Okutan

Yağmur Okutan

10 Mart 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


Homofobi ve “Hoşgörü”


LGBTT bireylerin bitmek bilmez ötekileştirilmesine bir katkı da yakın zamanda hükümet saflarından geldi. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Aliye Kavaf geçen günlerde Faruk Bildirici’yle yaptığı bir görüşme sırasında  şöyle bir açıklama yapmış:

“Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence. Dolayısıyla eşcinsel evliliklere de olumlu bakmıyorum. Bakanlığımızda onlarla ilgili bir çalışma yok. Zaten bize iletilmiş bir talep de yok. Türkiye’de eşcinseller yok demiyoruz, bu vaka var.” 

Bakan Kavaf’ın, 1974’ten beri “psikiyatrik ve ruhsal hastalık” olarak dahi sınıflandırılmayan eşcinsellik hakkındaki desteksiz inancını yermeyeceğim. Zira bugün eşcinselliğin bir hastalık olduğu düşüncesi ne bilim çevrelerinde kabul görmektedir, ne de yarın öbür gün böyle bir sonuca varılsa bile bu durum var olan eşitsizliği, ayrımcılığı, zulmü meşrulaştırabilecek nitelikte olur.

Asıl sorun şu:

Homofobinin ve transfobinin haddinden fazla yaygın olduğu ülkemizde LGBTT bireylerin uğradığı  şiddetin gündelikliği aşikardır. Çağla, Ahmet, Ebru, Dilek, Hadise üç yıl içinde öldürülen (ve tabi ki kayda geçen) 30 kişiden sadece bir kaçı… “Nefret Suçları”nın durmadan çoğaldığı bu ortamda hangi bakanın, hangi nüfuslu kişinin homofobik/ transfobik açıklamalar yapmaya hakkı vardır?

Bir de Bakan Kavaf’ın sözleri yetmezmiş  gibi Sağlık Bakanı Recep Akdağ da bugün şöyle demiş:

“Şu bir gerçek, Türkiye’de eşcinsellik yaşayanlarca zor bir şeydir. Ayrımcılık sebebi olabilir. Toplum insaflı olmak durumundadır. Eşcinsel evliliklerin yapılabileceği konusu bizim toplumumuzun kabul edebileceği bir durum değildir. Çocukların cinsel eğitimlerinin doğru gelişebilmesi için gerekenleri yapmalıyız” 

Hoşgörü kelimesini her daim dillendiren iktidar partimizin mensupları neden şimdi lütfederlercesine, “hastalıklı” olduğuna inandıkları LGBTT (hatta LBTT kısımlarından bahsettiklerini bile sanmıyorum) bireylere karşı “insaflı” olunması gerektiğini söylüyorlar? Hem de açıkça gösterdikleri ayrımcılığı telafi ettiklerini düşünerek …

Bu sorunun cevabı tam da bu “hoşgörü” kelimesinde düğümleniyor.

“Normal” olan heteroseksüel, erkek, müslüman ve Türk; “anormal” olan LGBTT bireyi, erkek olmayanı, gayrimüslimi, Türk olmayanı hoşgörüyor ikide bir… “Öyle” olmak zor bir şey ya (!) toplum insaf ediyor, yaşamasına izin veriyor onların; tabi ki daha heteroseksüel, daha erkek, daha müslüman, daha Türk olmaya çabaladıkları, ya da en azından gizli saklı köşelerde yaşayıp, kamudan bu kimlikler ile hak talep etmedikleri sürece.

İşte hem Bakan Kavaf’ın hem de Bakan Akdağ’ın sözleri tam da bu “hoşgörü” çerçevesine oturuyor.

Hoşgörüyoruz lezbiyenleri, geyleri, biseksüelleri, travestileri, transeksüelleri, kadınları, çocukları, faklı dinleri ve etnik kökenleri; gözümüze batmadıkları sürece, “bizden” hak talep etmedikleri sürece… Kalkıp da aşık oldukları hemcinsleri ile evlenmeyi düşlemedikleri sürece.

Ben mi yanlış hatırlıyorum, yoksa en temel hak “yaşama hakkı” değil miydi?

“İnsaf edilerek”, karanlıklarda kalmaya zorlanarak nasıl bir yaşam sürdürülür onu bilemem, ama zaten konu LGBTT bireyler olduğunda genelde o en temel hak en temelden ihlal ediliyor; ve bu memlekette ne bu ihlalin hesabı soruluyor, ne de bu vahşet yeterince tepki topluyor.

NOT: Lambdaistanbul’un “Eşcinsel Onur Haftası” etkinlikleri kapsamında dağıttığı Hormonlu Domates Ödülleri’nin siyasetçiler dalındaki kazananları şimdiden belli oldu sanırım. Tabi ileriki günlerde daha büyük gaflarla karşılaşmazsak.

NOT 2: “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı” diye bir bakanımızın olması gerçeği de aynı bir tartışma konusu olmalı bence… Kadın ve aile ne problemli, ne pozitif ayrımcılığa muhtaç kavramlarmış ki kocaman bir bakanlık kurulmuş adlarına. Kimi zaman onlara eğilmek, kimi zaman onları eğmek için en yaş hallerinde.








Bu yazı 2,046 defa okundu.