Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Barışın Lordu, Genç Siviller'in Konuğu'nun e-kitap hali için tıklayınız.
Ergenekon Nasıl Çökertilir'in e-kitap hali için tıklayınız.

En Çok Okunanlar

Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

4 Mart 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


Uzlaşmayla Demokrasi Gelir mi?


Evet, garip bir soru. Ama Türkiye için epey güncel. “Demokrasi bir uzlaşma rejimidir” derler. Son dönemde müzakereci demokrasi teorisiyle Habermas bu görüşün bayraktarlığını yapıyor. Habermas diyor ki “Oturalım müzakere edelim ve sonunda ne yapıp edip uzlaşalım”. Demokrasi teorisini derinleştirmek ve radikalleştirmekten bahseden Chantal Mouffe ve Ernesto Laclou gibi sol siyaset bilimciler ise “Evet oturup konuşalım ama anlaşmak zorunda değiliz, siyaset aramızdaki uzlaşılmaz çatışmalardan doğar, çatışmanın varlığını kabul edelim ama birbirimize düşman değil hasım olalım”. 

Tariflerin uzunluğundan kimden yana olduğumu anladınız. 

Ama korkmayın bizim demokrasimizi derinleştirme, radikalleştirme gibi kafa karıştırıcı dertlerimiz yok. Bizim hâlâ derinleştirmek için üzerinde çalışacağımız bir demokrasimiz yok çünkü. 

Önce bir demokrasimiz olmalı. Üzerinde duracağımız bir ortak zemin. 

Görüldüğü kadarıyla Baykal, Bahçeli, asker ve medyanın geniş bir bölümü aslında standart bir demokrasi istemiyor. Baykal daha portakal çiçeğinde vitamin olan bir Yargı Reformu’nu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıklıyor. Anayasa Mahkemesi’nin merkez medya sürmanşetlerinde imaj yapan başkanı, çıkmamış Yargı Reformu’nu neredeyse şimdiden anayasaya aykırı bulup iptal etmiş. 

Buna, Türkmenistan’ın Saparmurat adlı bir üniversitesinin Siyaset Bilimi bölümünde bile demokrasi denmez. 

Bunun adı Kemalist demokrasidir. Gazetecilerinin, akademisyenlerinin, okumuşlarının, edebiyatçılarının, sanatçılarının yüzde 99’u solcu, demokrat, çağdaş bilmem ne iken bu ülkenin hâlâ askerî bir vesayet rejimiyle boğuşmasının nedeni de bu çarpık demokrasi anlayışıdır. Reklam Yazarları Derneği seçimlerinde bile 12 Eylül’de işkence görüp görmemiş olmanın itibar vesilesi yapıldığı bir ülkenin ordusunu salladıkça darbe planı çıkmasının nedeni budur. 

Yani, demokratlık icabı demokrat olmayanlarla uzlaşmayı beklersek demokrasi hiç gelmez. O halde, onlar için onlara rağmen demokrasi gelsin. 

Hükümet Avrupa Birliği’ndeki benzer uygulama ve kurumları aynen taklit edip yargı reformu paketini önümüze getirip sorsun ve bu maskeli balo bitsin: Çağdaş mısınız değil misiniz? 


Yurtta orduculuk cihanda orduculuk 


Militarizm gibi ecnebi kelimeler karşılamıyor bu çocuksu heyecanı. Çünkü bir fikir ve bir ideoloji değil karşımızdaki, ortak bir duygu. Aradığımız kelimeyi yıllar önce Perihan Mağden buldu: Orduculuktur bu. 

Geçenlerde şöyle bir şey yazmıştı bir köşe yazarımız: “Bugünlerde askeri eleştirmek moda. Aynı kolaycılığa kaçmak istemiyorum. Zaten de kuşaklar boyu orduya hizmet vermiş bir ailenin ferdi olarak içim elvermiyor acımasızca vurmaya.” 

Ailevi bağları var orduyla. Hem de kaç kuşak. Yani orduyu eleştirmek için birkaç kuşağın geçmesi gerek. Yoksa 100 yıl sonra ilk kez normal bir kurum gibi hakkında haberler yapılan, eleştirilen ordunun karizmasının çizilmesi içimizi yaralayabilir. Sanki dedemize laf söyleniyormuşçasına hiddetlenebiliriz. 

Aynı satırların yazarı üşenmemiş bir de “Türkiye sivilleşiyor” zanneden Batılıları uyandırmak için Herald Tribune’e dökmüş içini. Okuyan bir Batılı şok olmasın diye araya demokrasi falan gibi lafları sıkıştırarak “ordumuzu yıpratmayalım” demiş. O ordu ki cumhuriyetimizi kurdu, bizi çağdaşlaştırdı, ülkemizi bölünmekten kurtardı demek yetmemiş, Batılılara ordumuzu sevdirmek için ordunun Türkiye’nin AB sürecinin önünü açtığı gibi maddi tahrifatlar bile yapmış. Acaba 1999’dan bu yana veda konuşmasında AB’ye sert mesajlar vermeden kaç paşa emekliye ayrılmıştır? Kaç AB reformu orduyu pışpışlamadan Meclis’ten geçmiştir ve bu arada kuşa dönmemiştir? 

Hadi yurtta orducusunuz, cihanda kendinize hâkim olun bari. 


Laik teyzeler kurtlarını döküyor...
 

İlk bakışta fotoğraftakileri bir pazarda sudan ucuz kumaşları kapışan teyzeler zannedebilirsiniz. Maalesef değil. Fotoğraf Mersin’den. 3 Mart 1924’te Halifeliğin Kaldırılışı’nın yıldönümü kutlayan CHP’li kadınlar ‘kara çarşaf’ parçalıyor. Cuma çıkışı İsrail bayrağı yakan radikal İslamcılar gibiler. 28 Şubat’tan bugüne değişen roller mi demiştiniz?







Bu yazı 480 defa okundu.