Barışın Lordu, Genç Siviller'in Konuğu'nun e-kitap hali için tıklayınız.
Ergenekon Nasıl Çökertilir'in e-kitap hali için tıklayınız.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI’NA
İlgi : 2010/Ş. 114 syl. 05 Şubat 2010 tarihli yazınız.
Konu : Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in şikayetine karşı cevap
Danıştay başkanı ve daire başkanlarına müvekkil Turgay Oğur’u temsilen göndermiş olduğum ihtarnameler nedeniyle Mustafa Birden hakkımda İstanbul Barosu’na şikayette bulunmuştur. İstanbul Barosu Başkanı tarafından gönderilen mektubu 11.02.2010 günü tebellüğ ettim. Şikayete karşı cevaplarım aşağıdadır:
1) İNCELEMEDEN ÇEKİLME RİCASI VEYA ÜYELERİN REDDİ
Yök’ün katsayı kararının kaldırılması için açılan dava öncesinde İstanbul Barosu yönetimince alınan yönetim kurulu kararında davanın açılması yönünde beyanda bulunan ve bu yönde imza veren yönetim kurulu üyeleriyle yine davanın açılması yönünde fikir beyan eden meslektaşlarımın hakkımdaki işlemlerde taraf olmaktan çekilmelerini istirham ediyorum, lütfen bu ricamı kabul buyurunuz.
Aksi taktirde kendilerini reddettiğimi bildirir, hakkımdaki işlemleri söz konusu davanın açılması yönünde irade beyanında bulunmayan meslektaşlarımın yürütmesini rica ederim. Zira taraf oldukları bir dosyada aleyhimde yapılan şikayeti incelemeleri hem yasal olmayacak hem de aleyhimde verilmesi muhtemel bir kararın anılan meslektaşlarca alınmasının kamu vicdanını zedeleyeceğini, hukuka olan güveni sarsacağını ifade etmeme izin veriniz.
2) EŞİTLİK ESASTIR
Anayasa’nın 90. Maddesine göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. Maddesine göre “Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”
Yine Anayasa’nın 10. Maddesine göre “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Evrensel hukuk ilkeleri, AİHS ve Anayasa herkese eşit haklar bahşetmiştir. Aksi yöndeki uygulamaların ayrımcılık olacağı kuşkusuzdur. İnsanlar arasında yapılan ayrımcılığın had safhada olduğu apartheid bir yönetime sahip Güney Afrika Cumhuriyeti dahi 1997 yılında yürürlüğe koyduğu anayasayla insan haklarına saygılı dünyanın en kaliteli metinlerinden birini uygulamaktadır. Aksi yöndeki uygulamaların kast sistemine, feodal yapılara, sınıfsal ayrıcalıkların yüceltildiği kölelik düzenlerine, emperyalist ülkelere, tanrısal dokunulmazlıkların olduğu anti demokratik sistemlere ait olduğu tartışmasızdır.
3) KATSAYI FARKI AYRIMCILIKTIR
1980 askeri darbesinin sonucu hayatımıza giren anti demokratik kurum ve yasalarla özgürlüklere ket vurulduğu gibi, 28 Şubat post-modern askeri darbesinin sonucu bir kısım düzenlemelerle eşitliğe darbe vurulmuştur. Temyiz gücüne sahip olmayan çocukların ebeveynlerince alınan kararlarla küçüklerin hayatları, alacağı roller, yapabileceği şeyler tayin edilmektedir. Bilimsel verilere göre her çocuğun farklı imkan ve kabiliyeti vardır. Bu kabiliyetlerin değerlendirilmesi toplumsal bir gerekliliktir. Soyut zekaya sahip bir çocuğun ileride gen mühendisi olması halinde kendisine ve topluma sağlayacağı katkının göz ardı edilme lüksü yoktur. Sosyal zekaya sahip bir çocuğun sosyal bilimlerde ne denli başarılı olacağı tartışmasızdır. Küçüğün yeteneklerinin farkında olunmadan alınan kararlar kat sayı farkı uygulamasının olduğu bir sistemde ne kötü sonuçlar vermektedir! Çocuğun benimsemeyeceği ve sevmeyeceği bir mesleğin kendisine dikte ettirilmesi ne acı bir hayattır! Bireysel özgürlüklerin sınırlarını tespit etmekte zorlandığımız bir çağda küçük yaştaki çocukların hayatlarını karartan bir ayrımcılığı onlara reva görmek kabul edilemez. Yurttaş sorumluluğu toplumun kalkınmasını gerektirir. Böylesi uygulamalar yurttaşlıkla izah edilemez. Zira kat sayı farkı uygulaması aynı sınava giren öğrenciler arasında tek kelimeyle ayrımcılıktır.
4) KATSAYI FARKI İNSAN HAKKI İHLALİDİR
Kat sayı farkı uygulaması; Tekel işçisinin çocuğuna işçi, köylünün çocuğuna köylü, dindarın çocuğuna imam ol demektedir. Meslek lisesi mezunu bir çocuk istediği bir bölümü kat sayı nedeniyle kazanamazken maddi imkanı olan biri yurt dışında denkliği olan bir fakülte bitirip bizi muayene eden bir doktor olabilmektedir. Çocuklara böyle bir zulmü reva görmek hukukla, eşitlikle, insan hakkıyla izah edilebilir mi?
5) YETKİ YÖK’ÜN TEKELİNDEDİR
Ülkenin geleceğini karartan bir uygulama olan kat sayı farkı YÖK tarafından kaldırıldı. Anayasa’nın 131. Maddesine göre ve yine Danıştay’ın önceden vermiş olduğu karara göre bu konuda tek yetkili kurum YÖK’tür. Diyarbakır Barosu’nun RTÜK yönetmeliğine itirazını taraf ehliyeti olmadığından reddeden Danıştay, bireysel bir hakkın ihlali nedeniyle gerçek kişilerin müracaat hakkı olan bu durumda İstanbul Barosu’nun başvurusunu kabul etti. Yukarıda izah ettiğim gibi bu uygulamanın devamını talep etmek anayasayı ihlaldir. Bu başvuru hukukla izah edilemez. Zira hukuk, insanlar arasındaki düzeni devletçe müeyyidelerle kontrol altına alan kurallar bütünüdür. Kat sayı farkı insanlar arasındaki ilişkilerin düzensizleştirilmesidir. Bu insanlık suçudur.
6) HAKİMLERİ UYARMAK AVUKATLIĞIN GEREĞİDİR
Hakimlerin mesuliyetini düzenleyen HUMK. 573 ve devamı maddelerine göre hakime ihtar göndermek yasal bir haktır. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesiyle müvekkilim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir gerçek kişi olduğundan doğrudan etkilenmiştir. Yürütmenin durdurulması kararına YÖK itirazda bulunduğundan Danıştay Başkanı ve İdari dava dairelerinin de içinde bulunduğu bir kurul inceleme yapacaktır. Böyle bir durumda müvekkil adına kararı verecek hakimlere evrensel hukuk ilkelerine uymalarını ve Anayasa’nın 10. Maddesindeki eşitlik ilkesini hatırlatmak yargılamayı etkilemek midir? Yoksa hakkın aranmasına aracılık etmek midir? Elbette hiçbir hakim hiçbir avukatın üstü değildir. Mustafa Birden ‘hatta’ diyerek yargılamayı etkilemekten de ağır bir suç vehmettiği Danıştay meslek mensuplarını uyarmamı HUMK 573 vd. maddelerinin dışında hangi kanunla izah edebilir? Avukat, yargının üçlü sac ayağından biridir. Hakim, savcı ve avukattan oluşan bu üçlünün birbirinden üstünlüğü yoktur. Aksi durumu saltanatlarda görürüz. Totaliter rejimlerin hiyerarşik bir üst atfettiği ‘kadılık’ Türkiye Cumhuriyeti’nde geçerli değildir.
7) GENELKURMAY MÜDAHİL OLMUŞTUR
Genelkurmay 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanlığı’nın 21.08.2009 tarih, 2000-1105-09/2’nci ADŞ. Konulu yazısıyla Genel Kurmay istihbarat Başkanlığı’na sonuç ve değerlendirme raporu hazırlanmıştır. Söz konusu yazıya göre taraf olmadığı halde Genelkurmay davayı takibe almıştır. 28 şubat sürecinde genel kurmayın yüksek hakimleri brife ettiği günler unutulmamıştır. Söz konusu yazışmaya konu raporun Danıştay başkanından sorulması gerekmektedir. Kendileri yargılama aşamasında Genelkurmay’la herhangi bir yazışmada bulunmuş veya diyalog kurmuşlar mıdır? Hukukla izah edilemeyecek böyle bir yazının söz konusu kararın alınması aşamasında hiçbir etki yapmadığının akıllarda kuşkuya yer bırakmayacak şekilde izah edilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde askeri darbe dönemlerdeki yüksek yargıçların insan hakkı ihlallerinde sessiz kaldıkları unutulmamıştır.
8) DANIŞTAY BAŞKAN VE ÜYELERİ YÜCE DİVAN’DA YARGILANIR
Katsayı farkının Danıştayca devam ettirilmesi Anayasa’nın 10. ve 131. Maddesini ihlal ettiğinden son derece mahkemesinin anayasaya aykırı bir karar vermesi suçtur. Anayasa’nın 148.maddesine ve Anayasa Mahkemesi’nin Görev ve Yetkileri, inceleme ve yargılama usulleri kanununun 18. Maddesine göre Danıştay başkan ve üyeleri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar. Yasanın tarif ettiği bir yolu kendilerine bildirmem nasıl oluyor da avukatlık hizmeti ile vekalet sözleşmesinin kapsam ve sınırlarını aşıyor?
9) ÇOĞUN İÇİNDE AZ DA VARDIR
Avukatlık mesleğinin sınırlarını belirleme açısından İstanbul Barosu’nun vermiş olduğu karar manidardır. Müvekkillerinin ‘En iyi Kürt ölü Kürt’tür’ beyanlarını Avukat Metin Çetinbaş’ın ‘Kürtlerin ölmesini istemek suç mu?’ cümlesiyle savunması ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiştir. Savunmayı kutsayan bu karar karşında yasal bir işlem yaptığım halde hakkımda dosya açılması şaşırtıcıdır.
Sözlerimi Molierac’ın veciz ifadeleriyle bitiriyorum;
"GÖREVİMİZİ YAPARKEN KİMSEYE, NE MÜVEKKİLE, NE HAKİME, HELE NE DE İKTİDARA TABİYİZ. BİZİM AŞAĞIMIZDA KİŞİLERİN VARLIĞI İDDİASINDA DEĞİLİZ. FAKAT HİÇBİR HİYERARŞİK ÜST DE TANIMIYORUZ. EN KIDEMSİZİN, EN KIDEMLİDEN VEYA İSİM YAPMIŞ OLANDAN FARKI YOKTUR. AVUKATLAR ESİR KULLANMADILAR FAKAT EFENDİLERİ DE OLMADI."
Saygılarımla,